Filoji -

131 gün önce

Farkında Olmadan Oy Vermenizi Etkileyebilecek Faktörler

İnsanların oy verme kararlarını olumsuz duygular, olumlu duygulardan daha fazla etkiler. Örneğin beğendiğiniz bir adayı sevebilir, kazanmasını isteyebilirsiniz ancak seçim günü geldiğinde kendinizi iyi hissetmiyorsanız büyük ihtimalle oy vermemeyi göze alabilirsiniz.

Bunun sebebi o aday için beslediğiniz olumlu duyguların tetikleyici güç yaratmada etkili olamayışıdır. Yani olumlu duyguların psikolojik açıdan itici gücü yüksek değildir.

Ancak karşı olduğunuz aday siyasi propaganda sayesinde yaşamınızı olumsuz etkileyebilecek bir “canavar” olarak gösterilirse, sırf o kazanmasın diye yorgan döşek hasta yatarken bile oy vermeye gitmek istersiniz. Bunun nedeni nefret, korku gibi duyguların insanları daha derinden motive etmesidir. Bu sebeple etkili siyasetçiler incelenirse sürekli olarak rakiplerini büyük tehlike, dış güç veya zararlı kimseler olarak lanse ettikleri görülür. Bu taktik siyaset tarihi kadar eskidir. Çünkü insanlar tehlikeden korunmak için içgüdüsel olarak “kendilerini düşmanlardan koruyacağını düşündükleri” adaya destek verirler.
Beyin olumsuz görüntüleri, olumlu görüntülerden daha net hatırlar. Örneğin arabayla yolda giderken karşınıza güzel bir doğa manzarası çıksa belki gözünüzün ucuyla bakar ancak akşam eve geldiğiniz zaman o manzarayı heyecanla etrafınıza anlatmazsınız. Çünkü zihninizde keskin bir iz bırakmaz. Ancak aynı yolda giderken büyük bir trafik kazasına rastlarsanız bu görüntü zihninize kazınır ve belki yıllarca unutamayacağınız bir anıya dönüşür.

Olumsuz duygular etkili olduğu için politikacılar rakiplerini olumsuz ve korkunç görüntülerle özdeşleştirmeye ve ötekileştirmeye çalışır. Buradaki amaç insanların diğer adaylara karşı nefret duygusu ya da en azından bir “öteki” algısı geliştirmelerini sağlamaktır. Çünkü insanlar kendinden görmedikleri veya nefret duydukları adayın seçimleri kazanmaması için normalden daha fazla çabalayacaklardır ve oylarını büyük bir hevesle kullanacaklardır. Bu sebeple dikkat edilirse, düzenli olarak seçim kazanan siyasetçiler sürekli olarak “onlar ve biz” algısı oluşturmaya uğraşırlar.

Dış Görünüş Ve Seçim Yapılan Dönemin İlişkisi

Bir siyasi adayın dış görünüşü ve beden dili halkın onun hakkındaki görüşlerini de belirler. Düzgün fizikli, çekici, güçlü ve atak bir görünüme sahip bir siyasi aday rakiplerine göre seçim yapılan dönemin şartlarına göre daha avantajlı olabilir. Ancak tersi olarak sakin ve bilge görünümlü yaşlı bir aday da rakiplerine göre avantaj sağlayabilir. Bu iki uç aday profilinin de şansının olması seçim yapılan dönemin nasıl bir dönem olduğuna bağlıdır.

Örneğin ekonomik kriz, savaş, afet gibi toplumu tehdit eden ve bireylerin güvenlik duygusunun sarsıldığı durumlarla insanlar içgüdüsel olarak kendilerini koruyabileceğini düşündükleri adaylara yönelirler. Bu yönelme hali oldukça ilkel ve içgüdüseldir. Yani bu tür toplumsal kriz anlarında, halk bilinçsiz bir şekilde sağlıklı bir görünüme sahip, fizik yapısı olarak belirgin bir üstünlüğü olan, sesi gür çıkan, genç ve atak adaylara yönelir. Bilinçaltı düzeyde böyle bir adayın onları tehlikelerden koruyabileceğine ikna olurlar. Bu durum son yıllarda dünyayı saran ekonomik ve sosyal krizlerden etkilenen ülkelerde ortaya çıkan liderler incelendiğinde gayet açıktır. İspanya, Yunanistan gibi ekonomik kriz, Fransa gibi göçmen ve terör kaynaklı toplumsal kriz yaşayan ülkelerin yönetici profillerine baktığımızda bu durumu net bir şekilde görebiliriz.
(Soldan sağa) İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Yunanistan Başbakanı Tsipras, Fransa Başkanı Macron.

İnsanlar geleceği göremedikleri zaman güçlü ve genç bir görüntüye sahip adayları tercih ederler. Boy uzunluğu ve adayın cinsiyeti de çok etkilidir. Geleceğin belirsiz olduğu ve insanların korktuğu bir dönemde yapılan seçimlerde insanlar bilinçaltı olarak en güçlü ve sağlıklı imaja sahip, tercihen boyu diğer adaylardan daha uzun ve erkek bir adaya meyil göstereceklerdir. Bu durum Türkiye’de de çok büyük bir ekonomik krizin yaşadığı 2002 döneminde aynı şekilde sonuçlanmış, belirsizlik içindeki halk o dönem genç ve cesur gördüğü, fiziki olarak üstünlüğü bulunan adaya yönelmiştir.

Recep Tayyip Erdoğan (2002)

Bu durum basitçe şöyle açıklanabilir; Vahşi bir ormanda kaybolduğunuz zaman sizi oradan nasıl tür bir insanın çıkaracağını düşünüyorsanız ve kafanızda nasıl bir insan tipi oluşuyorsa, kriz ve afet zamanlarında oy verme tercihinizi de bu imaja en yakın adaya yönelik kullanırsınız.

Ancak bu durumun tam tersi olduğu zamanlarda mevcuttur. Refah ve yaşam standartlarının yüksek olduğu ülkeler sert söylemleri olmayan bilgili ve sakin adayları tercih etme eğilimdedirler. Bu tarz ülkelerde adayların fiziki görünümü, yaşı ve cinsiyetinden daha çok söylemleri, bilgi düzeyleri ve eğitimleri ön planda tutulur. Yani kısacası toplumlar, kriz anlarında agresif ve atak kişilere eğilim gösterirken, refah ve huzur ortamında sakin ve bilge kişilere eğilim gösterir. Almanya, İngiltere gibi yaşam standartlarının en yüksek olduğu ülkelerin lider profilleri incelenirse bu halkların liderlerinin dış görünüşlerine, cinsiyetlerine veya yaşlı olmalarına pek aldırmadıkları görülebilir.

İngiltere Başbakanı Theresa May ve Almanya Başbakanı Angela Merkel

Güvenlik İhtiyacı ve Korku

Korku gibi olumsuz duygular insanları otomatik olarak “grubun içine saklanma” davranışına iter. Örneğin şehir meydanında rahat ve birbirlerine uzak şekilde yürüyen insanlar aniden yüksek bir ses duyar ve korkarlarsa bilinçaltı olarak savunma içgüdüsyle birbirlerine sokulurlar ve grubun içinde güvenlik duygusu hissetmeye çalışırlar. Bu durum kendi halinde otlarken kaplan kokusu alan zebraların hemen diğer zebralarla safları sıklaştırıp korku içinde kaçan bir sürüye dönüşmesine benzer.

İç ve dış olaylardan “korkan” ve gelecek endişesine düşen insanların daha “muhafazakâr”, “güçlü” “sert” görünümlü adaylara oy verdiği yapılan bilimsel araştırmalarda defalarca gözlemlenmiştir. Bu sebeple büyük bir korku sonrası iktidara gelen liderler bu korku iklimini daima canlı tutma eğiliminde olurlar.

Ancak bazen bu durum fazla kaçırılırsa propagandayı yapan aday için ters tepebilir. Korkunun ve gerilimin hiç ara vermeden yıllarca yaşandığı durumlarda halk bıkkınlık hissiyle değişimden yana tutum sergiler. Bu bıkkınlık durumu genç nüfustan başlayarak halka yansır. Birçok güçlü siyasi figür bu şekilde yönetime veda etmiştir. Böyle durumlarda kitleler adayların sözlerindeki tutarsızlıklar, çelişkiler veya zayıflık algısı üreten hatalara normalden çok daha fazla dikkat eder. Yani basitçe özellikle genç seçmen ara vermeden devam eden gerginlik ikliminden sıkılarak 1 veya 2 seçimde beklenen tabloyu bozabilir.

Kısacası her seçimde insanların psikolojisi oy tercihlerinde büyük önem taşımaktadır. Bu faktörleri bilinçli ve lehine kullanan adayın kazanma şansı her zaman diğer adaylardan daha güçlü olacaktır.
 

kaynağı gör

Türkiye’nin en sevilen haber uygulaması Bundle’ı indirin, hiçbir gelişmeyi kaçırmayın!
BUNDLE'I İNDİR