GelecekŞimdi -

8 gün önce

Bir Futbol Maçı ‘90 Dakika’ Olmak Zorunda mı?

Türkiye’de televizyonda yayınlanan ilk Dünya Kupası’ndan (1974) nerelere geldik. Bırakın Dünya Kupası’nı artık Etiyopya Ligi bile internet sayesinde izlenebiliyor. Futbolu takip eden birisi hafta sonlarını maçlara verse, hafta içlerini de hafta sonu çakışan maçları izlemekle geçirse, nereden baksanız 20-25 maç yapar. Her biri 90 dakikadan inanılmaz bir süre.

İşin vahim tarafı her maçın Liverpool, Manchester City, Barcelona maçları gibi olmaması. Spor Toto Süper Ligi izlerken sıkılmayan var mı? Çok üst düzey bir futbol oynandığını ileri süremeyiz. Bu durum sadece ülkemize özgü değil. Bir dönem staj yaptığım kulüpte Fransa Ligue 2’den sorumluydum. Bazı maçlar işkence gibiydi. Görüntü açısından da çok çekici bir tarafı olmadığı için, sonuçta her lig Premier League değil, bazı takımların maçlarını izlemek daha da zorlaşıyordu. 90 dakika boyunca odaklanmak büyük bir başarı doğrusu.

Acaba bu kadar süre israf mı diye düşünmemek elde değil. Top hiçbir zaman 90 dakika boyunca oyunda değil. 2018 yılında Cardiff-Burnley arasında oynanan karşılaşmada top 42 dakika 2 saniye oyundaydı. Yarısından bile az!

Bir taraf öndeyken zamanı geçirmek için gereksiz yerde yatmalar, oyundan çıkarken yürümeler, duran topları yavaştan almalar… Bir çok aksiyon oyunun durmasına neden oluyor.

FiveThirtyEight.com’da yayınlanan bir yazıya göre taç atışlarında 20, kornerlerde 45, penaltılarda ve serbest vuruşlarda 60’a saniye geçiyor. Hepsini uç uca eklediğimizde kalan süreyi siz hesap edin. Ne yazık ki bu tabloda Neymar gibi oyuncuları da unutmamak gerekli. Çünkü kendileri 2018 Dünya Kupası boyunca toplam 14 dakika yerde zaman geçirdi.

X ve Y kuşaklarını es geçelim. Onlar bilim-kurgu romanlarında göreceğimiz bir dünyanın içine doğmadılar. Ama Z ve onlardan sonra gelen Alfa kuşağı sanki fütüristik bir dünyanın başlangıcına doğmuş gibiler.

Nesiller arası çatışmanın her daim olduğu bir tarihimiz var. Kimse kendinden sonra gelen jenerasyonu beğenmiyor (Sanki kendilerinden sonra gelenleri kendileri yetiştirmemiş gibi.) Alfalar 2010 yılından sonra doğan kuşaktır. Onlar tamamen dijital bir çevrede büyüyorlar ve büyüyecekler. Aynı anda birden fazla şeyle ilgilenme meyilleri var. Çünkü doğuştan beri inanılmaz sayıda artan mesaja maruz kalıyorlar. Bu durum odak sürelerinin azalmasına neden oluyor ve tek bir olaya odaklanamıyorlar.

Fiziksel buluşmalardan çok hoşlandıkları söylenemez. Bazılarına göre sanal olan ortamlarda, bilgisayar/Playstation vs. oyunlarıyla büyüyorlar. Sanal gerçekliğin yaygınlaşması ile bu durum katmerlenecek. Bu özellik oyunlardan mı geliyor bilinmez ama derhal geri dönüş ister, ödülünü ve övgüsünü almayı beklerler. Daha aceleci ve sabırsız olduklarını söyleyebiliriz.

Futbol artık para ile dönen endüstrileşmiş bir branş. Yayın haklarının kulüpler açısından çok büyük bir para kaynağı olduğu malum. Daha çok izlenme için turnuvalardaki takım sayıları da artırılıyor. Böylece heyecana ortak olan yeni kişiler katılıyor.

Peki yukarıda değindiğim özellikleri olan bir jenerasyona nasıl 90 dakika maç izleteceksiniz?

Oyunun daha hızlı hale gelmesi adına bir takım yenilikler deneniyor. Örneğin Hollanda Amatör Lig’inde taç atışları, oyunun fazla durmaması adına ayakla yapıldı. Almanya’da da böyle bir uygulama denenmişti. Ancak beklenen verimin alındığı ya da alınabileceği çok büyük bir muamma. Çünkü oyun ne kadar hızlanırsa hızlansın bir süre sonra yine yavaşlayacak. Bunun nedeni çok basit: futbolcular halen et ve kemikten oluşuyor. Hiç durmadan yüksek tempoda bir iş yapmak insan doğasına aykırı. Oyuncular illaki yoruluyor.

İnsanların içinde nano-makineler, chipler, yapay organlar olsa, yani insan-makine bütünleşmesi olsa, bunun da üstesinden gelinir ama tekilliğe giden uzun bir yol var gibi görünüyor.

2017’de the Guardian’da çıkan bir makalede IFAB’ın (Uluslararası Futbol Birliği Kurulu) futbolda zaman kaybını önlemek için bir takım radikal değişiklikleri önermeyi düşündüğünü belirtiyor. Bunlardan bir tanesi de bir devrenin 30 dakikaya düşmesi ve top oyun dışındayken sürenin durması. Bu tür değişiklik önerilerine Play Fair adını verdiler.

En değerli varlığın zaman olduğu bir devirde bunun gibi fikirlerin kesinlikle düşünülmesi, test edilmesi ve artık bir kural değişikliğinin olması gerektiği kanaatindeyim. Futbola para akışının devam etmesi için müşteri gözüyle bakılan taraftarı gelecekte kaybetmemek ve dijital çağda doğmuş bilim-kurgu kuşağını bu spora çekmek adına “süre”yle ilgili bir takım radikal değişikliklere gidilmesi kuvvetle muhtemel. Çok açıktır ki futbol, günümüz dünyasının “hız” ve “zaman” algısına uymak zorundadır.
 

KAYNAĞI GÖR

Türkiye’nin en sevilen haber uygulaması Bundle’ı indirin, hiçbir gelişmeyi kaçırmayın!
BUNDLE'I İNDİR